“Yunanistan’da bir küçük site devletine bir gün bir kahin gelir. Ve der ki, üç ay sonra müthiş yağmurlar yağacak. Bu yağmurların suyundan içen herkes delirecek. Bunun üzerine site senatosu toplanır ve dev sarnıçlar yapılmasına karar verilir. Burada siteye uzun süre yetecek su biriktirelecek ve delirten sudan içilmeyecektir. Nitekim kahinin dediği olur. Yağmurlar yağar. İçen herkes delirir. Site yönetimi ise kapıları kapar ve içeri kimse alınmaz. Site halkı sadece sarnıçlardaki temiz suyu içerek delirmekten kurtulur. Ancak çevredeki köyler, diğer sitelerde yaşayanlar hep delirmiştir. Delirmeyen sitenin sakinleri kendilerini çok yalnız, herkesten farklı hissetmeye başlarlar. Ve sonunda site senatosu toplanır ‘Bu iş böyle gitmez. Onlardan farklı olduğumuz için artık onlar bize deli gözüyle bakıyor. En iyisi deli suyundan biz de içelim ve onlar gibi olalım’ der. Kapılar açılır, site halkı da deli suyundan içer”
Bu şehirde yağmur altında dolaşılır
Limandaki mavnalara bakıp
Şarkılar mırıldanılır geceleri.
Bu şehrin sokakları çoktur,
Binlerce insan gelir gider sokaklarında..
Her akşam çayımı getiren
Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen
Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.
Bu şehirdedir
Valsler, foksrotlar altında
Suman'dan, Bramsdan
Parçalar çaldığı zaman dönüp
Bana bakan ihtiyar piyanist.
Doğduğum köye müşteri taşıyan
Şirket vapurları bu şehirdedir.
Hatıralarım bu şehirdedir.
Sevdiklerim,
Ölmüşlerimin mezarları.
Bu şehirdedir işim gücüm,
Ekmek param.
Fakat bütün bunlara mukabil
Yine budur başka bir şehirdeki
Bir kadın yüzünden
Bıraktığım şehir.
orhan veli
yuvam, beni terketme, burada geçmişin yaşıyor. der,
yol ise,gel ve beni takip et, ben senin geleceğinim!
ve ben hem yuvama, hem de yola derim ki,
ne geçmişim, ne de geleceğim var benim.
kalırsam, kalışımda bir gidiş,
gidersem, gidişimde bir kalış olacaktır.
sadece sevgi ve ölüm her şeyi değiştirir.
Ben burada erkek kardeşim dağ ve kız kardeşim denizin arasında oturuyorum.
Biz üçümüz yalnızlıkta biriz ve bizi birbirimize bağlayan sevgi derin, güçlü ve gariptir. Hatta bu sevgi, kız kardeşimden daha derin, erkek kardeşimden daha güçlü ve benim deliliğimden daha gariptir.
İlk gri şafak bizi birbirimize görünür hale getirdiğinden beri, sonsuzluklar üstüne sonsuzluklar geçti; her ne kadar pek çok dünyanın doğumunu, tamamlanmasını ve ölümünü görmüş olsak da, hala istekli ve hala genciz.
Genciz ve istekliyiz ve hala yalnızız ve terk edilmişiz. Ve bozulmamış bir şekilde sarılarak birbirimize uzanmış olsak da, rahat değiliz. Ve denetlenen arzu ve gemlenen tutkuyla kim rahat olabilir ki? Ateş-tanrı kız kardeşimin yatağını ısıtmak için nereden gelecek? Ve sel-tanrıça erkek kardeşimin ateşini söndürmeye yetecek mi?
Gecenin sessizliğinde kız kardelim ateş-tanrının bilinmeyen adını mırıldanır ve erkek kardeşim uzaklardan soğuk ve ulaşılmaz tanrıçaya seslenir. Fakat ben uykumda kime sesleneceğimi bile bilmiyorum.
KARANLIĞA ÖVGÜ
"Söndürün lambaları uzaklara gideyim."
Sayıklama, N.F.K
İnsanı yaratan şey kötülük mü, yoksa bütün kötülüklerin kaynağı insan mı? Yanlış bir soru. Soru bile değil belki. Ama şekillerin ve renklerin silinmesi aynanın suçu değil. Eşya kırık dökükse hatta evde yangın varsa ışıkları söndürmek en iyisi. Gözünü yummak çoğu zaman görüyor olmanın sadakası. Kendi iradesiyle midesini bulandırana filozof derim ben.
Filozof soru soran bir hayvan. Sonuçta bir hayvan… İstifham, bir erdemden çok kabahat belki. Zihinleri ve vicdanları şaplaklamak kimin haddine?! At sineklerini zehirlemeli!
Hem görülesi, bakılası, sorulası ne var ki!? Modern zamanda körlük ve hamakat tek kurtuluş olmalı. İnsan bir hurafe, bir masal; çoktan unutuldu. Artık çarpık olan her şeye “gerçek” deniyor. Hatta olmayan şeylere… Çarpıtılan ve olmayan şeylerin her zaman alıcı bulması da tuhaf değil. Körler koğuşunda hokkabaz marifeti… Artık bütün eylemler gülünç ve cazip olabilir. Filin kuyruğu da kulağı da aynı çünkü. Lüzumlu olan, bir şeyleri tutmak bir yere tutunmak… Tutamayanların ve “Tutunamayanlar”ın vay haline!
Günlük gazeteler, TV programları, demokrasi tapınmaları vs. Bir de mum yakmalar; halk aşkına, pir aşkına… Çek perdeyi, hiç bu kadar kararmamıştı dünya. Eşya, bugünkü kadar sahipsiz değildi. Eskiden de saçmalardım ama dilimi hiç yutmamıştım. “Dil, varlığın evidir.” Varlık evsiz kalsın. Ben ışıksız…
m.u (yeniyazı, aralık 2007)
gitmek veya kalmanın herhangi bir manası olmadığı için bende,
gitmek istemediğim yerler yoktur...
tanımak istemediğiniz biriyim ve gitmek istemediğiniz yerlerden geliyorum...